fahrettin's profile*** baba spaces *** ( gö...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    Bu mesaja inanmayın!

    Cep telefonlarına Turkcell'den geldiği iddia edilen bir mesaj
    bir çok kişinin canını yaktı.
     
    Turkcell'den gönderildiği iddia edilen mesaj da şöyle deniliyor.

    "TURKCELL'den 2. Bahar kampanyası.
    Bu mesajı 1 saat içinde 25 kişiye gönder anında 250 kontör kazan.
    5 mesajdan sonrası bedava. Daha çok gönder daha çok kazan"

    Bu mesaj, yeni bir kampanya başladığını zanneden aboneler arasında hızla yayılıyor.
    Ancak Turkcell yetkilileri böyle bir kampanyaları bulunmadığı söylüyor.
    Zaten Turkcell'in resmi sitesinden yaplımış bir duyuru da yok

    Galatasray Fenerbahçe' yi Ali Sami Yen' de konuk ediyor.

    Haydi hepbirlikte elele, güle-oynaya maça...
     
    Dostluk kazansın.
     
    GS-FB Ali Sami Yen' de oynanan son 10 maçın sonuçları:
     
    07.03.1999 Lig 2 - 0
    26.03.2000 Lig 0 - 1
    26.11.2000 Lig 0 - 0
    22.09.2001 Lig 2 - 0
    08.03.2003 Lig 2 - 0
    12.12.2004 Lig 1 - 0
    27.11.2005 Lig 0 - 1
    22.03.2006 Türkiye Kupası 3 - 2
    19.05.2007 Lig 1 - 2
    27.02.2008 Türkiye Kupası 2 - 1
     
    gsgsfbfb
     
    OLASI 11'LER

    Ezeli rakiplerin sezonun en önemli derbisine çıkması beklenen 11'leri şöyle:

    Galatasaray: Aykut, Sabri, Servet, Emre, Hakan Kadir Balta (Volkan), Barış, Mehmet Topal, Ayhan, Arda, Lincoln, Nonda (Hakan Şükür).

    Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan, Edu, Lugano, Vederson, Deivid, Aurelio, Maldonado (Selçuk), Uğur, Alex, Kezman.

     Maçı Fırat Aydınus yönetecek.
    Aydınus'un yardımcılıklarını Bülent Gökçü ile Serkan Ok yapacak. Dev maçın 4. hakemi ise Süleyman Abay.
     
    Tarih : 27 Nisan 2008
    Saat  : 19:00
    Yer    : Ali Sami Yen Cehennemi
     

    Yaşama gün değil, ama güne yaşam verebilirsiniz!.

    "Bir Dilek Tut Derneği" Organizasyonu

    Yaşama gün değil, ama güne yaşam verebilirsiniz!

    "Bir Dilek Tut" küçük bedenleri saran büyük sorunları, sihirli hayallerle unutturmak,
    çocuklarımızın gülen gözlerle yarınlara koşmalarını sağlamak için desteklerinizi bekliyor.
     
    Bir Dilek Tut Derneği,
    hayati tehlike taşıyan hastalıklarla savaşan 3 - 18 yaş arası çocukların bir hayalini gerçekleştiriyor.
    Çocukların ve ailelerin dayanma gücünü artırmak için çalışıyor.
    Dilekler gerçekleştirilirken çocukların yaşamında sihirli, mutlu ve sıra dışı bir anı yaratıyor.
     
    Bir Dilek Tut Derneği’nin çalışmaları, çocukların hayal güçlerinden başka bir sınır tanımamaktadır.
    Dernek, tıbbi ve maddi dilekler yerine,
     
    • "olmak istiyorum."
    • "tanışmak istiyorum."
    • "sahip olmak istiyorum."
    • "gitmek istiyorum."

    gibi, çocukların kişisel dileklerini gerçekleştirmektedir.

     
     
     

    BİR DİLEK TUT DERNEK İLETİŞİM BİLGİLERİ

    Bir Dilek Tut Derneği
    Barbaros Bulvarı No: 17 K: 5
    Beşiktaş - İstanbul 34353

    Tel: (0212) 259 83 83

    Fax: (0212) 259 98 38

    mail@birdilektut.org

    www.birdilektut.org

    DİLEK HATTI: (0212) 259 50 52

    ********************************
    Organizayonun ana sponsoru: AKBANK
     
    img124/8435/birdilektutvl2.jpg

    23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız kutlu olsun

                
    23 Nisan 1920 - 23 Nisan 2008.
    img87/5656/23nisanjj5.gif
     
    23 Nisan
    Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe (*)
       Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk'ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder.
    Bu anlamda milli egemenlik, kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşamaz. Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi milli egemenlik de, Atatürk'ün Milli Mücadele'nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir temel ilkedir. Daha Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için, "kuvayı milliyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim (milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen) kılmak" esasının kesin olduğu belirtilmiştir. Atatürk, Ankara'ya gelişinin ertesi günü (28 Aralık 1920) şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede bu konuda şunları söylemiştir:

       "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..."

       Padişahlığın resmen kaldırılmasından hemen hemen iki yıl önce ve Büyük Millet Meclisi'nde padişahlık kurumuna ilke olarak taraftar çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bir dönemde çıkarılan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) milli egemenlik ilkesini en açık biçimde ifade etmiştir: "Hakimiyet bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. İcra (yürütme) kudreti ve teşri (yasama) salahiyeti milletin yagane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclis'nde tecelli ve temerküz eder (belirir ve toplanır)."
    Bu ifadelerin monarşik meşrulukla bağdaşmasının mümkün olmadığı, o an için adının konulması sakıncalı görülmüş bile olsa, Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin gerçekte milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet olduğu açıktır. Milli egemenlik ilkesi, 1924, 1961 ve 1982 tarihli daha sonraki anayasalarımızdan da temelini oluşturmuştur.

       Atatürk, Milli Mücadele'nin başlangıcından, kendisinin hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla milli egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı şekilde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim şekli, ancak milli egemenliğe dayanan sistemdir. Saltanatın kaldırılmasıyla ilgili Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında söylediği şu sözler, bunun en güzel ifadesidir:

       "Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi'nizdir.

       Atatürk'e göre monarşik sistemlerde, "tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farzederlerdi. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatçiler vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu gökten inen bir emir, bir Kur'an emri gibi herkese telkin ederlerdi. Bu gayet koyu ve sürekli telkinler karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lazım gelen ve kayıtsız şartsız gerekli, gökten inmiş iradeler gibi olduğuna inanırlardı. Böyle idare ve egemenlikten vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felakettir, elbette musibettir". Atatürk'ün sözleriyle "yeni Türk devleti, bir halk devletidir. Müessesat-ı maziye ise, bir şahıs devleti idi, eşhasın devleti idi". Bu şahıs devleti, Türk toplumunun tabii gelişme sürecini tıkamış, onun gelişme potansiyelini engellemiş ve toplumu çöküntünün eşiğine getirmişti. Ülkenin kurtarılması ve toplumun tabii sürecinde ilerleyebilmesi, "eşhas devleti"nin yerini "halkın devleti"ne bırakmasına bağlıydı. Gene aynı yönde olarak Atatürk, 16 Ocak 1923'te İstanbul basın temsilcilerine şunları söylemiştir:

       Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir".

    Atatürk'e göre milli egemenlik, sadece padişahlığın değil, eski veya yeni bütün kişisel yönetim biçimlerinin karşıtıdır. "Türkiye devletinde ve türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur. Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz... Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır". Atatürk, milli egemenliği yeni devlet düzenimizin temeli olarak görür. Toplum ve devlet hayatının temel değerleri, ancak milli egemenlik ilkesi altında gerçekleşebilir: "Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin istikrarının ve korunmasının sağlanması, ancak ve ancak tam ve kesin manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Dolaysıyla hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir". Ve nihayet, milli egemenlik, çağımızın önüne geçilmez, karşı konulmaz bir akımdır: "Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar".

       Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı şu konuşmada gözlemlenmektedir: "Valdem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Valdemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun".

    (*) Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN
     
     
     
                                                                        Tıklayınız
       
    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Tarihçesi (*)
       İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,"olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi.
       Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk yılların anılarını sergiliyor. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan'ın
    bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler.
       Ankara'nın o günkü şartları içinde Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı. Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis'in
    23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.
       23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde
    gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı.
       Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı.
       "Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar,
    İstanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum."
       Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı.
       TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. TBMM, açılışından iki gün sonra, sadece yasama değil, yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı.
    Bu düzenlemeler, TBMM'nin tam bir güçler birliği ilkesini benimsediğini göstermişti.
       2 Mayıs 1920'de Bakanlar Kurulunun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı.
    11 Bakandan oluşan "Meclis Hükümeti", 5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk toplantısını yaptı. TBMM'nin açılışı ile birlikte, millî egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM'nin iki temel hedefi, kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını gerçekleştirmekti. Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu.
       3 Aralık 1920'de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Andlaşması, TBMM'nin yaptığı ilk uluslararası andlaşmaydı. Böylece Doğu cephesi kapandı.
    16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Andlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak 1921'de Birinci İnönü, 23-31 Mart 1921'de İkinci İnönü ve 13 Eylül 1921'de Sakarya Zaferleri sonucunda,
    20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Andlaşması ile Fransızlar savaştan çekildi.
    Aynı yılın sonunda İtalyanlar da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler.
    1922 yılında, Yunanistan ve İngiltere dışında, TBMM, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydi,TBMM Orduları, 26 Ağustos 1922'de Büyük Zaferi kazandılar.
    9 Eylül'de İzmir kurtarıldı.
       18 Eylül'de ise Anadolu'da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti'nin bu başarıları karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya kurtuldu. İtilaf Devletleri, 27 Ekim'de Lozan'da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar. Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Barış Andlaşması 24 Ağustos 1923'de TBMM'de onaylandı. Yeni Türk Devleti, askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu.
     
    (*) TBMM Web Sitesi'nden alınmıştır.

    Sorgun ormanlarının katliamına sessiz kalmayınız.

    lütfen önce "kesilmek istenen 200.000 ağacın çığlığını"  izleyiniz.
     
     
     
    Antalya Side yakininda bulunan Sorgun Ormani'nda bir golf sahasi yapmak için .
    200.000 (yanlis okumadiniz, tam IKIYUZBIN) agaç kesilecek.................................
    Bu ormanin katli ile birlikte pek çok hayvan ve bitki türü de bölgeden yok olacak.
     
    Side-Sorgun Ormanı'ndaki ağaçların kesilmesi ve .................................
    Side-Sorgun Ormanı'nın yok edilmesi planını siddetle protesto ediyorum
    ve korunma altına alınmasını destekliyorum. ........................................
     
     
     
               
     
    .

    Pippa Bacca-Angel-Siamo Addolorati

    Ella adesso angelo - o şimdi bir melek
    Ti amore Pippa Bacca
    img72/8162/pippabaccaangeloqm5.jpgimg528/723/pembevv2.gif  
    Bacca'nın annesi: Türklerin suçu yok
    Gebze'de tecavüz edildikten sonra öldürülen İtalyan sanatçı Pippa Bacca'nın annesi, İtalyan basınına konuştu.
    Elena Manzoni di Chiosca (68), tek bir olaydan hareketle Türklerin suçlanamayacağını belirterek, "Pippa volkan gibiydi.
    O çok özel bir insandı. Otostop yaptığı için ölmedi. Burada tren garında da öldürebilirlerdi.
    Onu öldüren zavallı bir aptal. Türklerin bir alakası yok, onlar tüketimin henüz bozmadığı insanlar" diye konuştu.
    Serra Yılmaz: Böyle caniler heryerde var
    Corriere della Sera gazetesine bir mülakat veren Türk sinema sanatçısı Serra Yılmaz ise,
    Türk basınında çıkan "Utanıyoruz" ya da "Türkiye'de gelinler öldürülüyor" şeklindeki manşetlere sert tepki göstererek,
    "Bu tavırlar hiç hoşuma gitmiyor. Neden utanacakmışız" dedi.

    Ünlü sanatçı tepkisine şu sözlerle dile getirdi:
    "Türkiye neden utanacakmış! Radyoda dinledim. Kaybolan, tecavüz edilen ve öldürülen bir kızdan bahsediliyor ve tüm bunları yapan bir suçludan.
    Dünyanın tüm ülkelerinde caniler var. Bu işlerin monopolü Türkiye'de değil. Ben utanmak zorunda olduğumu sanmıyorum."
     
      
     

    Tüm dünya insanlarına merhaba / Hello all of world human / Hola todo mundo humano

     

    Hello all of world human
    Hola todo mundo humano
    Ciao comleto mondo uomo
    Bonjour emtier le monde humain
    Guten tag all welt der mensch
    Tüm dünya insanlarına merhaba
    Turkey Turguia Turchia la Turquie Turkei

     
     

    TÜRKİYE


    ALMANYA


    AMERIKA


    ARNAVUTLUK


    ARJANTIN
      


    AVUSTURALYA


    AVUSTURYA


    BAHREYN


    BANGLADES


    BELÇIKA
      


    B.MILLETLER


    BIRMANYA


    BREZILYA


    BEYAZ RUSYA


    B.ARAP.EM.
      


    BOLIVYA


    BOSNA


    BRUNEI


    BURUNDI


    BULGARISTAN
      


    CEZAYIR


    ÇAD


    ÇEKOSLAVAKYA


    ÇIN


    DANIMARKA
      


    ERMENISTAN


    ESTONYA


    ETOPYA


    ENDONEZYA


    FRANSA
      


    FAS


    FINLANDIYA


    FILIPINLER


    GÜNEY AFRIKA


    GÜRCISTAN
      


    GÜNEY KORE


    HIRVATISTAN


    HINDISTAN


    HOLLANDA


    IRAK
      


    IRAN


    INGILTERE


    ISPANYA


    ITALYA


    ISVIÇRE
      


    ISVEÇ


    ISRAIL


    IRLANDA


    IZLANDA


    JAPONYA
      


    KANADA


    KATAR


    KENYA


    KUVEYT


    KUZEY KORE
      


    LETONYA


    LÜBNAN


    LÜKSEMBURG


    LIBYA


    LITVANYA
      


    MACARISTAN


    MAKEDONYA


    MALTA


    MALEZYA


    MEKSIKA
      


    MISIR


    MONAKO


    MOLDAVYA


    NIJERYA


    NATO
      


    NORVEÇ


    PAKISTAN


    POLONYA


    PORTEKIZ


    ROMANYA
      


    RUSYA


    SENEGAL


    SIRBISTAN


    SUUDI ARABISTAN


    SURIYE
      


    SLOVENYA


    SINGAPUR


    TAYVAN


    TUNUS


    UKRAYNA
      


    ÜRDÜN


    YUNANISTAN


    YUGOSLAVYA


    YENI ZELLANDA


    ZAIRE
    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    ESKİ TÜRK DEVLETLERİ


    BUYUK HUN
    İMPARATORLUĞU

    BATI HUN
    İMPARATORLUĞU

    AVRUPA HUN
    İMPARATORLUĞU

    AK HUN
    İMPARATORLUĞU
      

    GÖKTÜRK
    İMPARATORLUĞU

    AVAR
    İMPARATORLUĞU

    HAZAR
    İMPARATORLUĞU

    UYGUR
    DEVLETİ
      

    KARAHANLILAR

    GAZNELİLER

    BÜYÜK SELÇUKLU
    İMPARATORLUĞU

    HARZEMŞAHLAR
      

    ALTINORDU
    DEVLETİ

    BÜYÜT TİMUR
    İMPARATORLUĞU

    BABÜR
    İMPARATORLUĞU

    OSMANLI
    İMPARATORLUĞU

     

    YENİ TÜRK DEVLETLERİ ve MUHTAR CUMHURİYETLERİ


    AZERBAYCAN

    KAZAKİSTAN

    TÜRKMENİSTAN

    KIRGIZİSTAN

    ÖZBEKİSTAN
      

    K.K.T.C.

    BAŞKURDİSTAN

    ÇEÇENİSTAN

    ÇUVAŞİSTAN

    HAKAS CUMHURİYETİ
      

    KIRIM

    YAKUTİSTAN

    TATARİSTAN

    TUVA

    ABHAZYA
      

    ADIGE CUMHURİYETİ

    KUZEY OSETYA

    BATI TRAKYA
    TÜRKLERİ

    DAĞISTAN

    DAĞLIK ALTAY
      

    DOĞU TÜRKİSTAN

    GAGAUZ

    KARAKALPAKİSTAN

    IRAK TÜRKMENLERİ

    İNGUŞYA CUMH.
      

    KABARTAY-BALKAR

    KALMUK CUMH.

    KARAÇAY-ÇERKES

    MOĞOLİSTAN

    TACİKİSTAN

    Emniyet Teşkilatının163. yıl anısına "Vatan İçin" video klibi

    Emniyet'in hazırlattığı 'Vatan İçin' klibi tam bir ünlüler geçidine sahne oldu. O. Gencebay ve Ebru Gündeş gibi sanatçıların seslendirdiği polis şarkısının klibi çok beğenilecek gibi...

    Ünlülerden polise 'Vatan İçin' klibi

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden 163. yıl anısına Vatan İçin CD'si.

    Türk Polis Teşkilatının 163. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında hazırlanan ''Vatan İçin'' adlı polis klibi ile tanıtım ve reklam filmlerinin galası yapıldı.

    Beylerbeyi'ndeki Polisevi'nde düzenlenen gecede konuşan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, klipte emeği geçen herkese teşekkür etti.

    Cerrah, 2004 yılında da polis teşkilatı için bir klip hazırladıklarını hatırlatarak, ''Ancak, İstanbul'daki görevimin bu 6. yılında dostlarımla bir araya gelerek fikir jimnastiği yaptık ve ortaya çok güzel bir eser çıkardık. Bu klip, diyebilirim ki yalnız İstanbul emniyetine değil, tüm polis teşkilatına hitap ediyor'' diye konuştu.

    Sanatçı Orhan Gencebay da bu projede olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, ''Bu vatan, bu ülke bizim. Cefakar, çilekeş polislerimiz güvenliğimizi fazlasıyla sağlıyor. 40 yıldır kendi eserlerimi seslendirdim, ancak ilk defa bu projede kendi bestemin dışında başka bir eseri seslendirdim'' şeklinde konuştu.

    Yapımcılığını Şenol Zencir'in üstlendiği polis klibinin sözlerini yazan Ahmet Selçuk İlkan da her şeyini doğduğu topraklara borçlu olduğunu ifade ederek, ''Bu ülkenin fedakar polislerine yüreğimdeki duyguları aktarmaktan onur duyuyorum'' dedi.

    Klibin müziğini yapan Selami Şahin, büyük bir mutluluk içinde olduğunu belirterek, ''Çağdaş ve bütün dünyanın dinleyebileceği en güzel bestem. En büyük aşk Allah aşkı, en büyük gurur ise mili gururdur'' diye konuştu.

    KLİPTE KİMLER VAR?

    Ebru Gündeş, Orhan Gencebay, Selami Şahin, Serdar Ortaç, Sibel Can, Ahmet Selçuk İlkan'ın seslendirdikleri klipte oyuncular, Ezgi Sertel, Burak Hakkı, Acun Ilıcalı, Oğuz Galeri, ve Asayiş Şube Müdürü Mustafa Köse yer aldı.

    Klip ve reklam filmlerinin tanıtım galasana İstanbul Valisi Muammer Güler'in eşi Nevval Güler de katıldı. Fotoğrafta. Güler ve Cerrah, Orhan Gencebay'a plaket verirken. Geceye Gencebay'ın eşi Sevim Emre de katıldı.
      
      

    Bu belge olmadan yola çıkmayınız.

    Bu belge olmadan yola çıkmayın!

    1 Nisan'dan itibaren kazalarda polis beklenmeyecek, bu belgeyi yanınızda bulundurmanız yeterli...

    Trafiği rahatlatacak uygulama 1 Nisan'da başladı. Sadece maddi hasarın olduğu kazalarla ilgili anlaşmazlığı artık şoförler aralarında halledecek.

    Polisi beklemekle oluşan trafik çilesi yaşanmayacak. Polis ölüm ve yaralanmanın olduğu kazalarla ilgilenecek.

    Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yeni uygulamasıyla birlikte, maddi hasarla sonuçlanan ve tarafların anlaştığı trafik kazalarına trafik polisinin müdahil olması uygulamasına son verilecek. Kazaların tespiti ve değerlendirilmesi işlemlerini, 1 Nisan'dan itibaren sigorta şirketleri yapacak.

    BU BELGE OLMADAN YOLA ÇIKMAYIN

    Kazalarda polis beklenmemek için bu belgeyeyi yanınızda bulundurmanız gerekecek. Bundan sonra arabanızda tutanak bulundurmayı ihmal etmeyin.

    TUTANAĞI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN!..

    Turist Ömer - Sadri Alışık' ın doğum günü 5 nisan

    Turist Ömer - Sadri Alışık ( 5 nisan 1925 - 18 mart 1995 )
    Allah Gani Gani Rahmet Eylesin. Büyük oyuncuydu.
     
        

    Olamaz böyle bir şey. TRT özelleştiriliyor. Daha neler?

    Image

    TRT Türkiye’nin belleğidir.

    TRT, Türkiye’nin dünyadaki sesi; dünyaya açılan gözü, kulağıdır.

    TRT, yolcuya yoldaş, gurbetçiye kardaş, esnafa arkadaş, ev kadınına sırdaştır.

    TRT, Türkiye’nin şarkısıdır, türküsüdür; neşesidir, hüznüdür… Nineyle torunu, Edirne’yle Ardahan’ı, dün ile bugünü, bugün ile yarını bağlayan köprüdür.

    TRT, Türkiye’dir. TRT, dündür, bugündür, yarındır!

    TRT, Arkası Yarındır, Radyo Tiyatrosudur, Çocuk Saatidir, Halk Ozanlarıdır, Halk Hikâyeleridir…

    TRT, yurttan seslerdir, beraber ve solo şarkılardır, çoksesli müziktir, hafif müzik ve cazdır…

    TRT, Gezelim Görelimdir, Haber Anadolu’dur, “Şimdi haberler”dir…

    TRT, Türkiye’nin okuludur. TRT’nin koridorlarından, stüdyolarından geçmemiş kaç usta televizyoncu, kaç usta radyocu, programcı, haberci, ses ve saz sanatçısı vardır?

    TRT 7 bin çalışanıyla; 7 TV kanalı ile 4 ulusal, 8 bölgesel, 1 yerel, 1 uluslararası radyo kanalı üzerinden 27 dilde yayın yapıyor. TRT gibi bir kamu hizmeti yayıncısı olan BBC’nin ise tam 25 bin personeli var.

    Image
     
    AKP Hükümeti tarafından hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilen yasa tasarısı ile TRT yok edilmek isteniyor.

    Bu yasa tasarısı yasalaşırsa;


        * TRT, her ay kendisine kamu hizmeti anlayışı ile yayın üretmesi için para aktaran halkımıza hizmet etmek yerine ticari bir işletmeye dönüşecek.
        * Belleklerimize kazınan eserler; onları yaratan, yorumlayan sanatçılar olmayacak.
        * Müzik kültürümüzün korunması, geliştirilmesi, gelecek kuşaklara aktarılması ve tüm dünyaya tanıtılması artık mümkün olmayacak.
        * Müziğimiz, piyasanın ticari kaygılarına; patronların kâr hırslarına; televole ekranlarının yoz ellerine teslim olacak.
        * Ülkemizin deneyimli, birikimli, programcıları, habercileri, yayıncıları herhangi bir kamu kurumunda gizli işsizler ordusuna katılacak.

    Milletvekillerine sesleniyoruz:

    Önünüze gelen yasa tasarısı, bu ülkenin değerlerinin, birikimlerinin, belleğinin yok olmasına yol açacaktır.


    TRT Halkındır, Yok Edilemez! Bu tasarıya HAYIR deyin!
     
     
     
    Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne;
     
     
     
     

    Image

     

    Bu mücadele KESK Haber-Sen tarafından örgütlenmektedir.
     
     
    img146/2440/header1oz5.jpg  
     
     
     
     

    İstiklal Savaşımızın Son Gazisi Yakup Satar' ı kaybettik.

     

    Alıntı

    İstiklal Savaşımızın Son Gazisi Yakup Satar' ı kaybettik.
    Allah gani gani rahmet eylesin.
    Ruhu şâd, mekanı cennet olsun.
    Adı üzerinde "İstiklal Savaşı".
    Bir milletin bağımsızlığını elde etmek ve hür yaşamak için verdiği bir savaş.
    Sonunda da kurulan "Cumhuriyet".
     
    Ben, Sayın Yakup Dedemizi Cumhuriyetin son "gerçek bekçisi" olarak görüyordum.
    Allah, Cumhuriyetimizi korumayı bizlere de nasip etsin.
     
    *********************************************
     
    Hacı Seyit Mahallesi'ndeki evinde kızlarıyla yaşayan gazi Satar saat 22.50 sıralarında hayata gözlerini yumdu.

    Şanlı Mücadele'nin son kahramanlarından Yakup Satar, 1898 yılında Kırım'da doğdu.
    Ailesiyle Eskişehir'e göç eden Satar, Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'na katılmasıyla
    Basra Cephesi'nde savaştı. Sakarya Meydan Muharebesi'nde de düşmana karşı mücadele eden Satar,
    savaş sonunda Eskişehir'e döndü.
     
    Uzun süre çiftçilik yapan Satar, eşini kaybetmesinin ardından kızları Zekiye Tali ve Bedriye Kalaş ile yaşıyordu.
    Satar'ın, 6 çocuğu, 50'ye yakın torunu bulunuyor.
     
    Son 10 yıldır çeşitli rahatsızlıkları nedeniyle evinden dışarı çıkamayan Gazi Satar,
    geçen yıl dünyaya gelen bebeklerle torunlarının torunlarını görmüştü.
    *********************************************************
     
    Yakup Satar, özellikle gençlere şöyle sesleniyor:
    “Bu vatanı almak için çok canlar verdik, kıymetini bilin, birbirinizi kırmayın.
    Vatan sevgisi kadar insan sevgisi de önemlidir.
    Türkler her zaman, her konuda birbirlerine destek vermelidir.”
     
    ************************************************************
     
     

    Yemenide aşk var!

    Kurtuluş Savaşı'nın son gazisi Yakup Satar... Onun hayatı torununa mucize yaşattı. Mucizenin başlangıcı ise Yakup Dede'ye Niyazi Bey'in verdiği yemeniydi... Yakup Dede, bu öyküyü torunu Nuran ve eşi Bekir'e anlatınca ortaya sıradışı bir aşk çıktı. Eşiyle tesadüf eseri tanışıp evlenen Bekir Ünver'in, Niyazi Bey'in torunu olduğu çıktı!...



    Ayaklarına giyecek botları, yiyecek ekmekleri yokken kurtuluş destanı yazan 'Şu Çılgın Türkler'den biri de Eskişehir'in Hacı Seyit Mahallesi'nde yaşayan 112 yaşındaki Yakup Satar... Kurtuluş Savaşı'nın yaşayan son gazisi olan Satar, 1. Dünya Savaşı'nda Gizli Gaz Birliği'nde görevli olarak Bağdat'a gönderildi. Yakup Satar, ardından gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. Kulakları ağır işitmesine ve kendisine bakan kızı Zekiye Tali'nin yardımıyla yürümesine rağmen Yakup Dede, cephede geçen ve yaklaşık 8 yıl süren askerliğiyle ilgili anıları çok iyi hatırlıyor.

    BAĞDAT'A GÖNDERİLDİ

    Kurtuluş Savaşı'nın son tanığı olan Yakup Satar, Kırım'dan Eskişehir'e göç eden bir ailenin en küçük çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesi ve babasının hayatını kaybetmesinin ardından çocukluk yıllarını ablalarının yanında geçiren Eskişehirli Yakup, 1. Dünya Savaşı'nın ilk yıllarında askere gitti. Acemi birliğinde görev yapmak için geldiği İstanbul'da Osmanlı'nın müttefiki Alman bir yüzbaşı tarafından 200 kişilik Gizli Gaz Birliği'ne seçildi. İstanbul yakınlarında eğitim aldıktan sonra birlik dörde bölündü ve bir kısmı Bağdat'a gönderildi. Gizli görev için gönderilen Yakup ve arkadaşları, silah kullanılmasının vazgeçilmesinin ardından İngilizler ile savaşmak için Basra'ya geçti. Esir düşeceklerini anlayınca silahlarının bir kısmını yaktı. Yakup ve arkadaşları silahların geri kalanını ise kırıp Dicle Nehri'ne attı. Çünkü Yakup Dede'nin deyimiyle, "Türk askerinin silahı, canından daha kıymetlidir."

    YAYA DÖNDÜLER
    Kolundan yaralandığı için bir süre hastanede tedavi gören Yakup, esir değişimiyle birlikte İstanbul'a gönderildi. Yaklaşık 22 gün süren yolculuğun ardından İstanbul'a gelen Yakup ve arkadaşları nöbetçi bir askerden "Ordu dağıldı, siz de evinize gidin" yanıtını aldıktan sonra memleketlerinin yolunu tuttu. Ancak hep birlikte Bilecik'e kadar yaya giden askerler, vatan savunması için cepheye gitmelerinden 3 yıl sonra neyle karşılaşacaklarını bilemezler. Eskişehir'e dönüşünde ablası tarafından karşılanan Yakup, tezkeresini almaya gittiğinde Anadolu'da direnişin başladığını öğrendi.

    TEKRAR ORDUYA KATILDI

    Askerlik şubesindekilerden, "Seni gökte ararken, yerde bulduk. İsmini Mustafa Kemal'in ordusuna yazıyoruz" şeklinde yanıt alan Yakup, gururla eve döndükten bir hafta sonra yeniden orduya dahil oldu. Yakup, orduya Polatlı'da girdikten sonra, burada Sakarya Meydan Muharebesi'ne katıldı. Kahramanlık destanı yazan Türk askerinin ne ayağına giyecek çarığı, ne de yiyecek ekmeği vardı. Ordu buradan önce Sivrihisar, sonra Seyitgazi ve Afyon'a doğru ilerledi. Polatlı yakınlarındaki çatışmada arkadaşlarının geri çekilmesinin ardından iki kurşun arasında kalan kahraman asker, kendisine "Yakup beni bırakma" diye yalvaran yüzbaşıyı dün gibi hatırlıyor ve hâlâ ona ne olduğunu merak ediyor. Yakup Dede, Kocatepe'de nöbetteyken kendilerini ziyarete gelen Atatürk'e dürbününü vermesini ve talim yaptıran İsmet Paşa'nın (İnönü) kendisine hediye ettiği sigarayı da hiç unutmadı.

    'KARADA ÖLÜM YOK'
    Eskişehirli asker Yakup, ordunun Sivrihisar yakınlarında verdikleri mola sırasında cebinde kalan son parasıyla ayağına giyecek bir şeyler bulmak için kasabanın yolunu tuttu. Yakup, yıllar sonra yollarının kesişeceği yemeniciyle Sivrihisar'da karşılaştı. Bulduğu ilk dükkanın kapısını çaldığında karşısına bir yemenici çıktı. Yakup, akşam vakti karşısında bir asker görünce şaşıran yemeniciye, "Korkma ben Mustafa Kemal'in askeriyim. Ayağıma giyecek hiçbir şeyim yok" dedi. Bunun üzerine yemenici Niyazi Bey de, dükkanındaki en güzel yemeniyi ona hediye etti. Yemeniyi sağlamlaştırmak için yanında iğne, iplik ve balmumu alan Yakup, teşekkür ederek arkadaşlarının yanına döndü. "Bana karada ölüm yok artık" diyen Yakup Dede, aradan yıllar geçmesine rağmen o yemeniciyi hiç unutmadı. Savaş sonrasında memleketi Eskişehir'e dönen Gazi, görücü usulüyle Meryem ile evlendi. Soyadı Kanunu çıktığında ticaretle uğraştığı için Satar soyadını alan Yakup, ailesinin geçimini sağlamak için fırıncılıktan şoförlüğe, bakkal dükkanından manav dükkanına kadar çok sayıda işte çalıştı. Yakup Dede'nin 1993 yılında kaybettiği Meryem Satar'dan 6 çocuğu dünyaya geldi. Kurtuluş Savaşı'nın ardından hayat mücadelesi ile tam 85 yıl geçti. Yakup Dede'nin torunları da artık evlenme çağına geldi. Eskişehir Devlet Hastanesi'nde çalışan doktor ağabeyini ziyarete giden Bekir, ilk görüşte gönlünü aynı hastanede memur olarak çalışan Nuran'a kaptırdı. Nuran da Bekir'in bu aşkını karşılıksız bırakmadı. Nuran ile Bekir, çok kısa sürede evlenmeye karar verdi ve soluğu nikah masasında aldı.

    TORUNLARIN AŞKI

    Bir bayram ziyaretinde yapılan sohbette sıradan başlayan bu aşkın altından ise sıradışı bir hikaye çıktı. Sohbet sırasında Yakup Dede, ordu Sivrihisar'dan geçtiği sırada kendisine yemeni hediye eden yemeniciyi anlatmaya başladı. Bekir Ünver, bu hikayeyi duyduğunda neye uğradığını şaşırdı. Çünkü Ünver'in dedesi Niyazi Bey, aynı yıllarda Sivhisar'da ayakkabıcılık yapan tek kişiydi. Yani Yakup Dede'ye yemeni hediye eden Niyazi Bey, Bekir Ünver'in dedesiydi. Böylece Kurtuluş Savaşı'nda karşılaşan Yakup Dede ile Niyazi Bey'in yolu aradan geçen uzun zamana rağmen ikinci kez kesişti.

    GURUR VEREN HİKAYE
    Nuran ile Bekir Ünver de aşklarının altından böyle bir hikaye çıktığı için gurur duydu. Ancak Yakup Dede, Niyazi Bey 1950 yılında hayatını kaybettiği için Kurtuluş Savaşı'nda kendisine bir çift yemeni hediye eden Niyazi Bey'i tekrar görememesinin büyük üzüntüsünü yaşadı.


    Canan YILMAZ ( http://www.takvim.com.tr/2007/09/22/pap113.html )
     
    **********************************************************
     
     
    ********************************************
     
                
     
    ***************************************
    Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz1Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz11Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz12Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz13Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz14Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz15Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz16Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz17Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz18Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz19Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz2Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz20Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz21Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz22Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz3Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz4Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz5Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz6Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz7Gazi Rahmetli Yakup Dedemiz9