fahrettin's profile*** baba spaces *** ( gö...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Bu mesaja inanmayın!Cep telefonlarına Turkcell'den geldiği iddia edilen bir mesaj
bir çok kişinin canını yaktı.
![]() Turkcell'den gönderildiği iddia edilen mesaj da şöyle deniliyor.
"TURKCELL'den 2. Bahar kampanyası. Bu mesajı 1 saat içinde 25 kişiye gönder anında 250 kontör kazan.
5 mesajdan sonrası bedava. Daha çok gönder daha çok kazan"
Bu mesaj, yeni bir kampanya başladığını zanneden aboneler arasında hızla yayılıyor. Ancak Turkcell yetkilileri böyle bir kampanyaları bulunmadığı söylüyor.
Zaten Turkcell'in resmi sitesinden yaplımış bir duyuru da yok Galatasray Fenerbahçe' yi Ali Sami Yen' de konuk ediyor.Haydi hepbirlikte elele, güle-oynaya maça...
Dostluk kazansın.
GS-FB Ali Sami Yen' de oynanan son 10 maçın sonuçları:
07.03.1999 Lig 2 - 0
26.03.2000 Lig 0 - 1 26.11.2000 Lig 0 - 0 22.09.2001 Lig 2 - 0 08.03.2003 Lig 2 - 0 12.12.2004 Lig 1 - 0 27.11.2005 Lig 0 - 1 22.03.2006 Türkiye Kupası 3 - 2 19.05.2007 Lig 1 - 2 27.02.2008 Türkiye Kupası 2 - 1 OLASI 11'LER
Ezeli rakiplerin sezonun en önemli derbisine çıkması beklenen 11'leri şöyle: Galatasaray: Aykut, Sabri, Servet, Emre, Hakan Kadir Balta (Volkan), Barış, Mehmet Topal, Ayhan, Arda, Lincoln, Nonda (Hakan Şükür). Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan, Edu, Lugano, Vederson, Deivid, Aurelio, Maldonado (Selçuk), Uğur, Alex, Kezman. Maçı Fırat Aydınus yönetecek.
Aydınus'un yardımcılıklarını Bülent Gökçü ile Serkan Ok yapacak. Dev maçın 4. hakemi ise Süleyman Abay.
Tarih : 27 Nisan 2008
Saat : 19:00
Yer : Ali Sami Yen Cehennemi
![]() Yaşama gün değil, ama güne yaşam verebilirsiniz!."Bir Dilek Tut Derneği" Organizasyonu Yaşama gün değil, ama güne yaşam verebilirsiniz!
"Bir Dilek Tut" küçük bedenleri saran büyük sorunları, sihirli hayallerle unutturmak,
çocuklarımızın gülen gözlerle yarınlara koşmalarını sağlamak için desteklerinizi bekliyor.
Bir Dilek Tut Derneği,
hayati tehlike taşıyan hastalıklarla savaşan 3 - 18 yaş arası çocukların bir hayalini gerçekleştiriyor.
Çocukların ve ailelerin dayanma gücünü artırmak için çalışıyor.
Dilekler gerçekleştirilirken çocukların yaşamında sihirli, mutlu ve sıra dışı bir anı yaratıyor.
Bir Dilek Tut Derneği’nin çalışmaları, çocukların hayal güçlerinden başka bir sınır tanımamaktadır.
Dernek, tıbbi ve maddi dilekler yerine,
gibi, çocukların kişisel dileklerini gerçekleştirmektedir. ![]() BİR DİLEK TUT DERNEK İLETİŞİM BİLGİLERİBir Dilek Tut Derneği Tel: (0212) 259 83 83 Fax: (0212) 259 98 38 DİLEK HATTI: (0212) 259 50 52 ********************************
Organizayonun ana sponsoru: AKBANK
23 nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız kutlu olsun ![]() 23 Nisan 1920 - 23 Nisan 2008.
23 Nisan
Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe (*)
Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk'ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder.
Bu anlamda milli egemenlik, kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşamaz. Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi milli egemenlik de, Atatürk'ün Milli Mücadele'nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir temel ilkedir. Daha Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için, "kuvayı milliyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim (milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen) kılmak" esasının kesin olduğu belirtilmiştir. Atatürk, Ankara'ya gelişinin ertesi günü (28 Aralık 1920) şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede bu konuda şunları söylemiştir: "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..." Padişahlığın resmen kaldırılmasından hemen hemen iki yıl önce ve Büyük Millet Meclisi'nde padişahlık kurumuna ilke olarak taraftar çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bir dönemde çıkarılan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) milli egemenlik ilkesini en açık biçimde ifade etmiştir: "Hakimiyet bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. İcra (yürütme) kudreti ve teşri (yasama) salahiyeti milletin yagane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclis'nde tecelli ve temerküz eder (belirir ve toplanır)." Bu ifadelerin monarşik meşrulukla bağdaşmasının mümkün olmadığı, o an için adının konulması sakıncalı görülmüş bile olsa, Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin gerçekte milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet olduğu açıktır. Milli egemenlik ilkesi, 1924, 1961 ve 1982 tarihli daha sonraki anayasalarımızdan da temelini oluşturmuştur. Atatürk, Milli Mücadele'nin başlangıcından, kendisinin hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla milli egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı şekilde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim şekli, ancak milli egemenliğe dayanan sistemdir. Saltanatın kaldırılmasıyla ilgili Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında söylediği şu sözler, bunun en güzel ifadesidir: "Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi'nizdir. Atatürk'e göre monarşik sistemlerde, "tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farzederlerdi. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatçiler vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu gökten inen bir emir, bir Kur'an emri gibi herkese telkin ederlerdi. Bu gayet koyu ve sürekli telkinler karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lazım gelen ve kayıtsız şartsız gerekli, gökten inmiş iradeler gibi olduğuna inanırlardı. Böyle idare ve egemenlikten vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felakettir, elbette musibettir". Atatürk'ün sözleriyle "yeni Türk devleti, bir halk devletidir. Müessesat-ı maziye ise, bir şahıs devleti idi, eşhasın devleti idi". Bu şahıs devleti, Türk toplumunun tabii gelişme sürecini tıkamış, onun gelişme potansiyelini engellemiş ve toplumu çöküntünün eşiğine getirmişti. Ülkenin kurtarılması ve toplumun tabii sürecinde ilerleyebilmesi, "eşhas devleti"nin yerini "halkın devleti"ne bırakmasına bağlıydı. Gene aynı yönde olarak Atatürk, 16 Ocak 1923'te İstanbul basın temsilcilerine şunları söylemiştir: Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir". Atatürk'e göre milli egemenlik, sadece padişahlığın değil, eski veya yeni bütün kişisel yönetim biçimlerinin karşıtıdır. "Türkiye devletinde ve türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur. Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz... Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır". Atatürk, milli egemenliği yeni devlet düzenimizin temeli olarak görür. Toplum ve devlet hayatının temel değerleri, ancak milli egemenlik ilkesi altında gerçekleşebilir: "Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin istikrarının ve korunmasının sağlanması, ancak ve ancak tam ve kesin manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Dolaysıyla hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir". Ve nihayet, milli egemenlik, çağımızın önüne geçilmez, karşı konulmaz bir akımdır: "Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar". Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı şu konuşmada gözlemlenmektedir: "Valdem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Valdemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun". (*) Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN ![]() Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Tarihçesi (*)
İstanbul'un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı. Bildiride,"olağanüstü yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl seçilecekleri, seçilerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk yılların anılarını sergiliyor. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i Mebusan'ın
bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler. Ankara'nın o günkü şartları içinde Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı. Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis'in
23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu. 23 Nisan 1920 Cuma sabahı erken saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk, kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Meclis binası girişinde
gözleri yaşartan muhteşem bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı. Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in ilk toplantısını açtı.
"Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar,
İstanbul'un geçici kaydiyle yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek, Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum." Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe benimsedi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk kez 8 Şubat 1921 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, "Türkiye Büyük Millet Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı.
TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü. TBMM, açılışından iki gün sonra, sadece yasama değil, yürütme gücüne de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı.
Bu düzenlemeler, TBMM'nin tam bir güçler birliği ilkesini benimsediğini göstermişti. 2 Mayıs 1920'de Bakanlar Kurulunun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı.
11 Bakandan oluşan "Meclis Hükümeti", 5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında ilk toplantısını yaptı. TBMM'nin açılışı ile birlikte, millî egemenliğe dayalı yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM'nin iki temel hedefi, kesin zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını gerçekleştirmekti. Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden kurtarılması gerekiyordu. 3 Aralık 1920'de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Andlaşması, TBMM'nin yaptığı ilk uluslararası andlaşmaydı. Böylece Doğu cephesi kapandı.
16 Mart 1921'de imzalanan Moskova Andlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak 1921'de Birinci İnönü, 23-31 Mart 1921'de İkinci İnönü ve 13 Eylül 1921'de Sakarya Zaferleri sonucunda, 20 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Andlaşması ile Fransızlar savaştan çekildi. Aynı yılın sonunda İtalyanlar da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler. 1922 yılında, Yunanistan ve İngiltere dışında, TBMM, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydi,TBMM Orduları, 26 Ağustos 1922'de Büyük Zaferi kazandılar. 9 Eylül'de İzmir kurtarıldı. 18 Eylül'de ise Anadolu'da hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti'nin bu başarıları karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya kurtuldu. İtilaf Devletleri, 27 Ekim'de Lozan'da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar. Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Barış Andlaşması 24 Ağustos 1923'de TBMM'de onaylandı. Yeni Türk Devleti, askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu.
(*) TBMM Web Sitesi'nden alınmıştır. Sorgun ormanlarının katliamına sessiz kalmayınız.lütfen önce "kesilmek istenen 200.000 ağacın çığlığını" izleyiniz.
Antalya Side yakininda bulunan Sorgun Ormani'nda bir golf sahasi yapmak için .
200.000 (yanlis okumadiniz, tam IKIYUZBIN) agaç kesilecek.................................
Bu ormanin katli ile birlikte pek çok hayvan ve bitki türü de bölgeden yok olacak. Side-Sorgun Ormanı'ndaki ağaçların kesilmesi ve .................................
Side-Sorgun Ormanı'nın yok edilmesi planını siddetle protesto ediyorum
ve korunma altına alınmasını destekliyorum. ........................................
.![]() Pippa Bacca-Angel-Siamo AddoloratiElla adesso angelo - o şimdi bir melek
Ti amore Pippa Bacca
Bacca'nın annesi: Türklerin suçu yok
Gebze'de tecavüz edildikten sonra öldürülen İtalyan sanatçı Pippa Bacca'nın annesi, İtalyan basınına konuştu.
Elena Manzoni di Chiosca (68), tek bir olaydan hareketle Türklerin suçlanamayacağını belirterek, "Pippa volkan gibiydi.
O çok özel bir insandı. Otostop yaptığı için ölmedi. Burada tren garında da öldürebilirlerdi.
Onu öldüren zavallı bir aptal. Türklerin bir alakası yok, onlar tüketimin henüz bozmadığı insanlar" diye konuştu.
Serra Yılmaz: Böyle caniler heryerde var
Corriere della Sera gazetesine bir mülakat veren Türk sinema sanatçısı Serra Yılmaz ise,
Türk basınında çıkan "Utanıyoruz" ya da "Türkiye'de gelinler öldürülüyor" şeklindeki manşetlere sert tepki göstererek,
"Bu tavırlar hiç hoşuma gitmiyor. Neden utanacakmışız" dedi.
Ünlü sanatçı tepkisine şu sözlerle dile getirdi: "Türkiye neden utanacakmış! Radyoda dinledim. Kaybolan, tecavüz edilen ve öldürülen bir kızdan bahsediliyor ve tüm bunları yapan bir suçludan.
Dünyanın tüm ülkelerinde caniler var. Bu işlerin monopolü Türkiye'de değil. Ben utanmak zorunda olduğumu sanmıyorum."
![]() Tüm dünya insanlarına merhaba / Hello all of world human / Hola todo mundo humano ![]() ![]() Hello all of world human Hola todo mundo humano
Ciao comleto mondo uomo
Bonjour emtier le monde humain
Guten tag all welt der mensch
Tüm dünya insanlarına merhaba
Turkey Turguia Turchia la Turquie Turkei
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ESKİ TÜRK DEVLETLERİ
YENİ TÜRK DEVLETLERİ ve MUHTAR CUMHURİYETLERİ
Emniyet Teşkilatının163. yıl anısına "Vatan İçin" video klibiEmniyet'in hazırlattığı 'Vatan İçin' klibi tam bir ünlüler geçidine sahne oldu. O. Gencebay ve Ebru Gündeş gibi sanatçıların seslendirdiği polis şarkısının klibi çok beğenilecek gibi...
Ünlülerden polise 'Vatan İçin' klibi İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden 163. yıl anısına Vatan İçin CD'si. Türk Polis Teşkilatının 163. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında hazırlanan ''Vatan İçin'' adlı polis klibi ile tanıtım ve reklam filmlerinin galası yapıldı. Beylerbeyi'ndeki Polisevi'nde düzenlenen gecede konuşan İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, klipte emeği geçen herkese teşekkür etti. Cerrah, 2004 yılında da polis teşkilatı için bir klip hazırladıklarını hatırlatarak, ''Ancak, İstanbul'daki görevimin bu 6. yılında dostlarımla bir araya gelerek fikir jimnastiği yaptık ve ortaya çok güzel bir eser çıkardık. Bu klip, diyebilirim ki yalnız İstanbul emniyetine değil, tüm polis teşkilatına hitap ediyor'' diye konuştu. Sanatçı Orhan Gencebay da bu projede olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, ''Bu vatan, bu ülke bizim. Cefakar, çilekeş polislerimiz güvenliğimizi fazlasıyla sağlıyor. 40 yıldır kendi eserlerimi seslendirdim, ancak ilk defa bu projede kendi bestemin dışında başka bir eseri seslendirdim'' şeklinde konuştu. Yapımcılığını Şenol Zencir'in üstlendiği polis klibinin sözlerini yazan Ahmet Selçuk İlkan da her şeyini doğduğu topraklara borçlu olduğunu ifade ederek, ''Bu ülkenin fedakar polislerine yüreğimdeki duyguları aktarmaktan onur duyuyorum'' dedi. Klibin müziğini yapan Selami Şahin, büyük bir mutluluk içinde olduğunu belirterek, ''Çağdaş ve bütün dünyanın dinleyebileceği en güzel bestem. En büyük aşk Allah aşkı, en büyük gurur ise mili gururdur'' diye konuştu. KLİPTE KİMLER VAR? Ebru Gündeş, Orhan Gencebay, Selami Şahin, Serdar Ortaç, Sibel Can, Ahmet Selçuk İlkan'ın seslendirdikleri klipte oyuncular, Ezgi Sertel, Burak Hakkı, Acun Ilıcalı, Oğuz Galeri, ve Asayiş Şube Müdürü Mustafa Köse yer aldı. Klip ve reklam filmlerinin tanıtım galasana İstanbul Valisi Muammer Güler'in eşi Nevval Güler de katıldı. Fotoğrafta. Güler ve Cerrah, Orhan Gencebay'a plaket verirken. Geceye Gencebay'ın eşi Sevim Emre de katıldı. Bu belge olmadan yola çıkmayınız.
Turist Ömer - Sadri Alışık' ın doğum günü 5 nisanTurist Ömer - Sadri Alışık ( 5 nisan 1925 - 18 mart 1995 )
Allah Gani Gani Rahmet Eylesin. Büyük oyuncuydu.
Olamaz böyle bir şey. TRT özelleştiriliyor. Daha neler?
TRT Türkiye’nin belleğidir. ![]() AKP Hükümeti tarafından hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilen yasa tasarısı ile TRT yok edilmek isteniyor. Bu yasa tasarısı yasalaşırsa; * TRT, her ay kendisine kamu hizmeti anlayışı ile yayın üretmesi için para aktaran halkımıza hizmet etmek yerine ticari bir işletmeye dönüşecek. * Belleklerimize kazınan eserler; onları yaratan, yorumlayan sanatçılar olmayacak. * Müzik kültürümüzün korunması, geliştirilmesi, gelecek kuşaklara aktarılması ve tüm dünyaya tanıtılması artık mümkün olmayacak. * Müziğimiz, piyasanın ticari kaygılarına; patronların kâr hırslarına; televole ekranlarının yoz ellerine teslim olacak. * Ülkemizin deneyimli, birikimli, programcıları, habercileri, yayıncıları herhangi bir kamu kurumunda gizli işsizler ordusuna katılacak. Milletvekillerine sesleniyoruz: Önünüze gelen yasa tasarısı, bu ülkenin değerlerinin, birikimlerinin, belleğinin yok olmasına yol açacaktır. TRT Halkındır, Yok Edilemez! Bu tasarıya HAYIR deyin! Türkiye Büyük Millet Meclisi' ne;
Bu mücadele KESK Haber-Sen tarafından örgütlenmektedir.
İstiklal Savaşımızın Son Gazisi Yakup Satar' ı kaybettik.
Alıntı İstiklal Savaşımızın Son Gazisi Yakup Satar' ı kaybettik. |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|