www.yaslilikrehberi.org.tr, hayata bağlılıkları ve dinamik yaşamlarıyla her yaşta aktif kalınabileceğini ispatlayan Türkiye'nin "Gençlere Taş Çıkartanları"nı seçmek amacıyla anket düzenledi.
Kıyılarımızda her geçen yıl daha fazla görülen ve yırtıcı özelliği nedeniyle balık türlerine zarar verdiği belirtilen balon balıkları, tezgahlarda satışa sunulurken, uzmanlar yoğun toksin içeren bu türün kesinlikle yenilmemesi gerektiğini bildiriyor.
Akdeniz'de su sıcaklığındaki artışla beraber Kızıldeniz'den Süveyş Kanalı yoluyla göç eden ve ekonomik değeri yüksek balıkları yiyerek beslenen İndo-Pasifik kökenli bir tür olan balon balığının (Lagocephalus sceleratus), Türkiye kıyılarında da giderek çoğalması balıkçıları endişelendirirken, bilinçsiz bazı satıcıların bu türü tezgahlarına taşıması tehlikeyi de beraberinde getiriyor.
Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği, öncelikle omurilik felçlileri olmak üzere ortopedik özürlülerin tıbbi, mesleki, ekonomik ve sosyal rehabilitasyonu amacıyla hizmet vermektedir. Üyelerimize verilen tüm hizmetler ücretsiz olarak verilmektedir. Derneğimiz bu kapsamda 03.05.2004 tarih ve 2004/7252 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla Kamu Yararına Çalışan Dernek statüsündedir.
Bilindiği üzere ağır özür grubu içinde yer alan bir insanın, başkasına bağımlı olmadan çalışabilmesinin, okula gidebilmesinin, alışveriş yapabilmesinin, kısacası hayatını bir nebze de olsun kendisinin yönetebilmesinin yolu akülü tekerlekli sandalyeye sahip olmaktan geçiyor. Özürlü vatandaşların rahat ve özgür hareket edebilmesinde, akülü tekerlekli sandalyenin önemi çok büyük…
İşte bu kapsamda derneğimiz, ekonomik zorluklar içerisinde yaşayan aynı zamanda kendi başına hareket edemeyen özürlülerimizin akülü tekerlekli sandalye ihtiyaçlarını karşılanması amacıyla “Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyası” yürütmektedir. Bahsi geçen bu kampanya kapsamında gerek hayır sever kişi ve kuruluşların kampanya hesabına yaptıkları yardımlar ve gerekse de vatandaşlarımızın (Turkcell, Telsim) GSM şirketlerinden 3430’a boş mesaj göndererek 5 YTL katkıda bulunabilir, yada Ziraat Bankası Atrium şubesi, hesap no: 11366055-5006, Kuveyt Türk Şirinevler Şubesi, hesap no: 711111-3 hesap numaralarına doğrudan para yatırabilirsiniz.
Bu kampanya kapsamında bu güne kadar 335 akülü tekerlekli sandalye ihtiyaç sahiplerine dağıtılmış olup, İstanbul il sınırları içerisinden 750, İstanbul dışındaki illerimizden 650 olmak üzere 1400 ihtiyaç sahibi özürlü vatandaşımız akülü sandalye talebiyle başvuruda bulunmuştur. Talepler her geçen gün artmaya devam etmektedir.
19 Mart Çarşamba gününü Perşembeye bağlayan gece Mevlid Kandilini idrak etmiş olacağız. Milletimiz ve bütün İslam alemi her yıl yeni bir heyecanla Allah’ın bütün insanlığa rahmet elçisi olarak gönderdiği ve peygamberler zincirinin son halkası olan Hz. Muhammed'in getirmiş olduğu ilahi mesajı anlamak, ortaya koymuş olduğu eşsiz örnek ahlâkını özümsemek, ona duyulan engin ve içten sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak düşüncesiyle asırlardır onun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır.
Yüce Allah, insanlığa lütuf ve merhametinin bir tecellisi olarak, insanı insan yapan bütün değerlerin ve ahlaki erdemlerin kendisinde toplandığı Hz. Muhammed’i son peygamber olarak göndermiştir. “Allah, inananlara, kendi içlerinden onlara ayetlerini okuyan, onları temize çıkaran ve onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir elçi göndermekle iyilik yapmıştır. Oysa onlar önceleri apaçık şaşkınlık içinde idiler.” (Âl-i İmran, 3/164) mealindeki ayet de bu ilahi ikramı ifade eder.
Hz. Peygamber’i bize en iyi bir biçimde tanıtan Kur’an, onun hayatını ‘yaşanabilir en güzel model’ olarak takdim etmekte ve kendisini örnek almamızı istemektedir. O, ‘bizim içimizden bize gelmiş’ (Tevbe, 9/128) ve ‘alemlere rahmet olarak’ (Enbiya, 21/107) gönderilmiş bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnek olmasının imkanına işaret içindir. Ancak unutulmamalıdır ki, örnek almak için örnek alınacak şeyin doğru anlaşılması gerekir. Doğru bilgi olmadan anlamaktan söz edilemez.
Onu sevmek ve örnek almak, yalın bir taklit ve sünnetinin belirli şekillere hapsedilmesi değil, sünnetinin ve sîretinin bütün yönleriyle tanınması, insanlığın huzur ve mutluluğu için yaptığı çağrının güncelleştirilerek hayatımıza yansıtılması, güzel ahlâkının ve öğretilerinin davranışlarımızın mihveri ve rehberi yapılmasıdır.
O Rahmet Peygamberi, “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olamazsınız.” buyurarak birbirimizi sevmeyi imanın bir gereği olarak ifade etmiş, sevgi ve imanı toplumsal barışın temel direği yapmıştır. O, bütün hayatı boyunca, bizlere Yüce Yaratıcı’ya iman edip O’nu içtenlikle sevmeyi, ona bağlanarak ibadetlerle hayatımızı anlamlı kılmayı, dürüstlüğü, emaneti korumayı, insan haklarına uymayı, zayıf ve muhtaçlara yardım etmeyi, yetim ve kimsesiz çocuklara kol kanat germeyi, herkesin ve her şeyin hakkını gözetmeyi, komşuluk ve akrabalık bağlarına riayet etmeyi, kimseyi kırmamayı, iyilikte yarışmayı, yararlı insan olmayı öğütlemiştir.
Mevlid Kandili, Hz. Peygamber’in bizlere sunduğu bütün değerleri ve yol gösterici öğütlerini anlama ve bu anlayışla yaşama ve yenilenme zamanıdır. Bu değerleri fark etmek ve onları bir davranış bilincine ve yaşanan bir hayat haline getirebilmek, dindarlığımızın temel hedefi olmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle Mevlid Kandilinin tüm insanlığa sevgi, barış ve huzur getirmesini, kandilin, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımamıza vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz eder, bütün vatandaşlarımızın, yurtdışında yaşayan soydaşlarımızın ve İslâm âleminin Mevlid Kandilini tebrik ederim.
"Cumhuriyet Kazanımlarına Sahip Çıkmak"Adına Düzenlenmiş Bir İmza Kampanyasıdır. Bu Kampanyada hedeflenen mümkün olduğu kadar çok kişiye ulaşarak, Yetkili Makam ve Kişilere Biz Buradayız mesajını vermektir.
Herkesi Bu ve Diğer İmza Kampanyaları ile , Bu Amaçla Yapılan Her Türlü Çalışmaya Katılımcı Olmaya Davet Ediyoruz.
Hedefimiz ;81 İL'de MİLYONLARCA İMZA. Amacımız ;Türkiye Cumhuriyeti Kazanımlarımıza Sahip Çıkabilmektir.
Ben, " Yurtta Barış Dünyada Barış Diyen " Atatürk ve Silah Arkadaşlarının Kurmuş Olduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin Vatandaşıyım. Bu Cumhuriyet Bana Atalarımızdan Miras, Çocuklarımızın ise Emaneti'dir.
Vatanımızı Vatan Yapan Değerlerimiz Vardır… Bütünlük ve Bölünmezlik Çok Önemli Değerimizdir. Bunu Simgeleyen Bayrağımız Namusumuz ve Şerefimizdir. Laik'lik, Cumhuriyetimizin Olmazsa Olmazıdır.
Ülkemizin Bağımsızlığı ve Bütünlüğünü Sarsacak, Bir "Türban Zorlaması" Yapılmaktadır. Başörtüsü Benim Ülkemin Bir Geleneği, Türban ise Siyasi Bir Simgedir. Üniversitelerde Çene Altı Bağlama Şekli Olarak Alınmak İstenen Karar Bir Aldatmacadır.
Siyasetçilerin Bugün Çoğunluk Bizde Anlayışı ile Türban Dayatması, Vatanımızın Bütünlüğünü Sarsmakta ve Toplumu Gererek Kutuplaştırmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Bir Hukuk Devleti'dir. Hukuk Devleti Kanunlarına Kayıtsız Şartsız Herkes Uymakla Zorunludur. Siyasetçilerimizin Oy Uğruna Hukuku Çiğnemelerine ve Çiğnetmelerine İzin Veremeyiz!...
Biz Düşünce Okuyamayız! Kişilerin Eylem ve Söylemlerine Bakarak, O Kişiler Hakkında Bir Fikre Sahip Olabiliriz. Son Bir Hafta İçinde İktidar Partisi Milletvekilleri ile Bazı Partililerin ve Bürokratların, Sadece Üniversitelerde Değil, Türban'ın Heryerde Serbest Olmasını Talep Eden Açıklamaları ,
Bizlerin Cumhuriyetin Kazanımlarına Olan Hassasiyetimizi Daha da Artırmaktadır.
Bu Ülkede Beş Yıl Öncesine Kadar Hergün Sözde Hak Arama Adı Altında, Asayişi ve Düzeni Bozmaya Yönelik " Türban Eylemi " Yapıldı. Bizler Bugün Bile Sokaklara Dökülmeyip, Asayişi ve Düzeni Bozmamak Adına Heryerde Eylem Yapmıyorsak, Sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin Hukuk Devleti Yapısına Olan İnancımızdandır.
Bu Mektup Herkesi , Türkiye Cumhuriyeti Değerlerine Sahip Çıkmaya Davet Etmektedir.
Bu Ülke Hepimizindir. Bu Ülkede Yaşayan Herkesin Kişisel Hak ve Özgürlükleri Vardır. Bu Hak ve Özgürlükler Hiçbir Zaman Türkiye Cumhuriyetimizin Kurallarının Önüne Geçemez.
Bu Görüş ve Düşünceler Doğrultusunda Gereğinin Yapılmasını, Saygılarımla Arz Ederim.
Atatürk büstünü kaideden söküp Türk bayrağını indirdiler
DHA
KOCAELİ'nin Körfez İlçesi, Hereke Beldesi'nde, Nuh Çimento Vatan İlköğretim Okulu'nda bir grup öğrenci, Atatürk büstünü kaidesinden sökerek Türk bayrağını direkten indirdi. Meydana gelen olayla ilgili soruşturma başlatan jandarma ekipleri, 8 öğrenciyi gözaltına aldı.
Yukarı Hereke Beldesi'nde Nuh Çimento Vatan İlkögretim Okulu bahçesinde bulunan Atatürk büstü kaidesinden sökülüp Türk bayrağı direkten aşağıya indirildi. Okul Müdürü ve öğretmenlerin sabah okula geldiklerinde olayı fark etmeleri üzerine Körfez Jandarma Komutanlığı'na haber verdi.
Okula gelen jandarma ekipleri yaptıkları araştırmada mermer kaidesinden sökülen Atatürk büstünü, yaklaşık 300 metre uzaklıktaki dere kenarında bırakılmış buldu.
Olayla ilgili soruşturma başlatan jandarma ekipleri, yaşları 14 ile 17 arasında olan 8 öğrenciyi gözaltına aldı. Ayrıca jandarma ekipleri, olayı öğrencilere yaptıranları da bulmak için çevrede geniş çaplı bir araştırma da başlattı.
Washington Post Gazetesi'nde yayınlanan ve PKK'lı bebek katillerini sözde 'romantik gerillalar' olarak gösteren haber fotoğraflar için sizden binlerce tepki geldi. İsyana dönüşen tepkilerin ortak paydası ise şuydu; Teröristleri sevimli gösteren bu tiyatroya alet olan gazeteye haddini bildirmek. Hurriyet.com.tr olarak bu isteğinizi yerine getirdik ve Washington Post yönetimine gönderilmek üzere bir metin hazırladık. Eğer siz de tepkinizi göstermek istiyorsanız aşağıda Türkçesi olan metni imzalayın gönderelim...
Gazetenizde 7 Mart 2008'de Andrea Bruce imzalı yayınlanan haber, 1984 yılından bu yana masum sivil hedefleri kadın, yaşlı, çocuk, bebek diye ayırt etmeden hedef alan PKK'lı teröristleri, bebek katillerini dünyaya yanlış tanıtmıştır.
Bu kanlı örgütü Türkü, Kürdü , Çerkezi ile en iyi bu ülkenin vatandaşları tanır. Çünkü bu kanlı örgüt Güneydoğu'da, sivil insanların yoğun bulundukları kent merkezlerinde, çarşılarda halkın arasında patlattıkları bombalara binlerce insanın feci şekilde ölümüne yol açmıştır.
Daha geçtiğimiz ay Diyarbakır'da yol kenarına koydukları bomba ile ikisi çocuk beş kişiyi öldürmüştür. Üstelik bu çocuklar Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı olan Kürt çocuklarıdır. Ve asıl önemlisi bunlar masum sivil vatandaşlardır. Acı ve yazık olan şudur:
Washington Post gibi dünya çapında saygın bir gazetenin muhabiri bu kanlı terör örgütünün mizansenine sözde insancıl oyununa düşmüştür.
Sayın yetkili, kim bilebilir ki, kucağında o ayı yavrusunu besleyen terörist, daha kısa bir süre önce acaba kaç askeri şehit etmiş ya da kaç sivil vatandaşı katletmiştir.
Dikkat ettiniz mi, sözde şevkatle besleyen o teröristin yanındaki silahtan çıkan kurşunlar, acaba kaç çeşit insanlık suçu işlemiştir. Kaç insan yavrusunu katletmiştir.
Sayın Washington Post yetkilisi...
Sizlere, eli kanlı bu teröristlerin, kundağında kurşunladığı daha adı bile konmamış bebeğin dünyada simge olan fotoğrafını yolluyor sizi yayınlıcılık anlayışınız ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum.
A story published in your March 7, 2008 issue with Joshua Partlow byline has portrayed terrorists who have been targeting innocent people including women, elders, kids and babies since 1984, in a very wrong way. These murderers are best known by the people of this country, including Turks, Kurds, Circassians. Because these murderers has violently killed thousands of people in crowded city centers in Southeastern Anatolia, and recently five people including two children in Diyarbakir with a roadside bomb. Those kids were Turkish citizens with Kurdish origins. And more importantly they were all civilians. A correspondent of one of the most prestigious newspapers of the world, the Washington Post, has been tricked by the humanitarian theater of this terrorist organization. Who could know that how many soldiers were martyred or civilians were killed by this terrorist, who holds the bear cub? I am sending you the picture of this unnamed baby shot in its nappies by these bloody handed terrorists, a picture that has become a world famous symbol. And I leave you to your editorial policies and conscience.
Kadın ne kadar özgürse, demokrasi de o kadar güçlüdür.
KADINLARIMIZ
Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta, sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti. Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti. Ayın altında öküzler başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi ufacık kısacıktılar ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında ve ayakları altından akan toprak, toprak, ve topraktı. Gece aydınlık ve sıcak ve kağnılarda tahta yataklarında oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı. Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine. Ve kadınlar bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve kara sabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler. Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu. Ve ayın altında kağnılar yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.
Nazım Hikmet RAN
Beste ve Güfte: Mediha Şen Sancakoğlu
Atatürk'ün sayesinde Özgürlüğün adımıyım Türk anası pâyesinde Aydın bir Türk kadınıyım
İster yetmiş olsun yaşım İlerici ve çağdaşım Yoksa haram olur aşım Aydın bir Türk kadınıyım
Mukaddestir mücadelem Yurt ağlarken nasıl güle'm Son bulsun ıstırâp, elem Aydın bir Türk kadınıyım
Allahımın izni ile Hayatımı versem bile Cahil diye düşmem dile Aydın bir Türk kadınıyım
Şükür ben de Müslümanım Tanrıya tamdır imânım Türkiyeme kurban canım Aydın bir Türk kadınıyım
Meş'aleyiz sönemeyiz Başka rejim denemeyiz Hilâfete dönemeyiz Aydın bir Türk kadınıyım...
Tarihe yön veren kadınlar Kadınlar, 83 yıllık Cumhuriyet tarihinde pek çok alanda yarattıkları ilklerle kendilerinden sonra gelenlere öncü ve örnek oldular.
İlk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu, Yassıada'da hukuk profesörü babası Ahmet Ağaoğlu'nu savundu. İlk kadın doktor Safiye Ali, Kurtuluş, Balkan ve 2. dünya savaşlarında hastalara şifa dağıttı. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın bakanı Türkan Akyol, ilk kadın başbakanı Tansu Çiller oldu.
Türk kadınının, varolma mücadelesindeki önemli tarihler şöyle:
-1920: İlk Türk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu.
-1921: Dr. Safiye Ali, Almanya'da tıp eğitimini tamamlayarak ilk Türk kadın hekim oldu.
-1922: Yedi kız öğrenci, Tıbbiye'ye kayıt yaptırarak eğitime başladı.
-Haziran 1923: Nezihe Muhittin'in başkanlığında ilk kadın partisi olan Kadınlar Halk Fırkası'nın kurulması girişiminde bulunuldu, kadınlara oy hakkı tanımayan 1909 tarihli Seçim Kanunu gereğince valilikçe partinin kuruluşuna onay verilmediğinden dernekleşmeye gidildi.
-1924: İlk Türk kadın diş hekimi Ferdane Bozdoğan Erberk, diplomasını aldı.
-1930: Türkiye'de ilk kadın yargıçlar atandı.
-1933: Aydın'ın Karpuzlu köyünde ilk kadın muhtar Gül Esin, yaklaşık 500 oy alarak seçildi.
-8 Şubat 1935: Türkiye Büyük Millet Meclisi 5. Dönem seçimleri sonucunda 17 kadın milletvekili ilk kez meclise girdi, ara seçimlerde bu sayı 18'e ulaştı. Mebrure Gönenç, Hatı Çırpan, Türkan Örs Baştuğ, Sabiha Gökçül Erbay, Şekibe İnsel, Hatice Özgener, Huriye Öniz Baha, Fatma Memik, Nakiye Elgün, Fakihe Öymen, Ferruh Güpgüp, Bahire Bediş Morova Aydilek, Mihri Bektaş, Meliha Ulaş, Esma Nayman, Sabiha Görkey, Seniha Hızal ile Benal Nevzad İstar Arıman, Türk kadınının temsil eden ilk vekillerdi.
-1936: Eskişehir Askeri Hava Okulu'ndan mezun olan Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu.
-1950: İlk kadın belediye başkanı Müfide İlhan, Mersin'den seçildi.
-1957: Türk ordusunun ilk kadın doktor subayı Dr. Sema Aran, teğmen rütbesiyle göreve başladı.
-1958: Leman Altınçekiç, Eskişehir jet eğitim filosundaki eğitimini başarıyla tamamlayarak, jet pilotu brövesini taktı.
-1971: İlk kadın bakan Dr. Türkan Akyol atandı.
-1982: Filiz Dinçmen, Hollanda Lahey Büyükelçiliğine atandı.
-1991: İlk kadın vali Lale Aytaman, Muğla'ya atandı.
-1993: Alev Kılıçkeser Hottin, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksek Okulu Pilotaj Bölümü'nden mezun olarak ticari havayollarındaki ilk Türk kadın pilot oldu.
-1993: Türkiye'nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller, hükümeti kurdu.
-1996: İlk kadın deniz subaylar, Deniz Harp Okulu'ndan mezun oldu.
-2005: Tülay Tuğcu, Anayasa Mahkemesi başkanlığına seçilen ilk kadın oldu.
-2007: Arzuhan Doğan Yalçındağ, TÜSİAD başkanlığına seçildi.
KADINLARIN GÜCÜNÜ HER ALANDA KANITLADILAR
İlk kadın jet pilotu Leman Altınçekiç, ilk kadın makinist Seher Aytaç, ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen, ilk kadın otomobil yarışçısı Samiye Morkaya idi.
İlklere imza atarak kendilerinden sonra gelenlere örnek olan diğer Türk kadınları da şöyle:
-İlk Adalet Müfettişi ve Adalet Başmüfettişi: Nazmiye Kılıç
Almanya'da 120 kilometre esen rüzgar az kalsın bir yolcu uçağının düşmesine sebep oluyordu.
Pilotun adeta mucizevi manevraları 137 kişinin hayatını kurtardı.
Hamburg Havaalanına inmek isteyen uçak rüzgarın etkisiyle yalpalayınca ortaya bu inanılmaz görüntüler çıktı.
A Lufthansa plane escapes disaster during a landing attempt in stormy weather. The flight had more than 130 passengers on board when it was pummelled by crosswinds when trying to touch down at Hamburg's Fuhlsbuettel airport. The pilot scraped the Airbus A320's wing on the runway but averted disaster by aborting the landing and taking off again.
‘Güneş’ harekatını başarıyla tamamlayıp dönen askerler Zap'ı anlattı
Şenol ÇAKIR/ŞIRNAK, (DHA)
TÜRK Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’ta terör örgütü PKK yuvalarına yönelik 8 gün süren ‘Güneş Harekatı’na katılan askerler yaşadıklarını anlattı. Telsiz frenkansına girip ‘Gidin buradan’ diyen PKK'lılara ‘Sizi almadan gitmeyiz’ yanıtını verdiklerini söyleyen askerler, harekat bölgesinde coğrafyanın ‘karakutu’, yüksek dağların ‘doğal kale’ ve mağaraların ise ‘labirent’ gibi olduğunu söyledi.
Kara harekatını başarıyla tamamlayıp dönen askerler, teröristlerin her türlü tuzaklarına karşı çetin bir mücadele ortaya koyduklarını söyledi. Olumsuz hava koşullarında dahi bölgeyi çok iyi bilen teröristlerle uzun süreli silahlı çatışmaya girdiklerini ifade eden askerler, bunu yaparken uykusuz geceler geçirdiklerini ve teröristlere ağır darbe vurduklarını ifade etti. Askerler şunları söyledi:
* PKK’lı teröristlerin saklandığı Irak’ın kuzeyindeki dağlar çok yüksek, derin vadiler bulunuyor. Vadilerin sağında ve solunda sayamadığımız kadar mağara var. Dağların zirvelerinde de PKK mevzileri de mevcut. Buraları uçaklarımız ve helikopterlerimiz bombaladı. Ardından güzergahta öncü kuvvetlerimiz emniyet görevi aldı. Sonra da o bölgeye çok dikkatli şekilde ilerledik.
* Kandil’den sonra PKK’lıların en önemli kamplarından olan Zap’a ilerlerken, bize pusu kuran teröristlerle çatışmaya girdik. Hava birden bozdu. Kar, tipiye dönüştü. Göz gözü görmüyordu. Üstüne üstlük bir de sis çökmüştü. Çatışma saatlerce sürdü. Burada PKK’ya ağır darbe vurduk.
* Teröristler zaman zaman bizim telsizin frekansına girip, bozuk bir Türkçe ile ‘Ne işiniz var burada, gidin’ diyorlardı. Biz de ‘Sizi almadan bir yere gitmeyiz’ cevabı veriyorduk. PKK’lılar şiddetli çatışmalarda sürekli başka bir gruba yardım çağrısı yapıyordu.
* Bölgeden kaçan PKK’lıların kullandığı mağaraların bazıları devasa boyutlarındaydı. İç bölümler labirent gibi karışıktı, tünelleri de vardı. Mağaranın ortasından küçük bir akarsu bile geçiyordu. Yani tam bir şehir gibi bir görünüme sahipti. Teröristler burayı terkedip kaçarken, geride silah ve yaşam malzemelerini bıraktı. Hepsini imha ettik.
* Irak’ın kuzeyindeki bölgeler sanki doğal bir kale görünümünde. Saklanabilecek, siper alınabilecek sayısız yer vardı. Dolayısıyla buraları sanki bir düz ova gibi, küçük tepecikli bir bölge gibi olduğunu sananlar var. Aksine, burası derin uçurumları, ürkütücü vadileri, yüksek dağları ve her türlü tuzakların kurulabileceği bir coğrafya. Orası göründüğü gibi değil.